FİNCANCI KATIRLARI

 

“Kabirleri ziyaret edin.” Diye söyler peygamber,

Hoca Nasrettin de ara sıra kabristana gider.

 

Yine bir gün hocanın yolu kabristana uğramış,

Orada bir çukur görüp; ölü gibi uzanmış.

 

“Ölmezden evvel ölünüz.” Hadisi gelmiş aklına,

Ölümü çokça hatırlamış, ahret gelmiş yâdına.

 

Sorgu-sual meleklerini heyecanla beklemiş,

Nice vakit geçmiş, dakikalar saate eklenmiş,

 

Karanlık birden bastırmış, gözler artık görmez olmuş,

Hocayı bir merak sarmış, yüreğine korku dolmuş.

 

Derken sessizliği bozmuş; şangır şungur gelen sesler,

Hocanın kalbi titremiş; sayılır olmuş nefesler.

 

Sesler gittikçe yaklaşmış, kalmamış hocada sabır,

Yattığı yerden fırlamış, Allah diyip çekmiş tekbir.

 

Bizim Hoca boylu poslu dikilmiş ihtişamıyla,

Kızılca kıyamet kopmuş, etrafı sarmış vaveyla

 

Meğer geçen bir kervanmış, fincan doluymuş denkleri

Bir anda yere yıkılmış kervancıların yükleri. 

 

Kervancılar pür hiddet; “Yahu bu ne haldir?” Demişler.

Mezarlıkta dikilen Hoca Nasrettin’i görmüşler.

 

“Be hey aylak adam sen nesin? İn misin, yoksa cin mi?

Bu saatte ne işin var? Yaptığın olacak iş mi?”

 

“Bak;  katırları ürküttün, kırıldı fincanlarımız,

Kaybedilecek zaman yok, karşılansın zararımız.”

 

Hoca dil döker, yalvarır: “Ağalar bana kıymayın,

Bu mezarın ölüsüyüm; sakın eziyet yapmayın.”

 

Gözü dönmüş kervancılar hocayı yere sererler,

“Ölü nasıl olurmuş?” Evire, çevire döverler.

 

Hocayı öldü sanarak çukura iteklemişler.

“Şimdi mezarına kavuştun, yat uykuya” demişler.

 

Uzun zaman sonra hoca nihayet açmış gözünü,

Doğrultamaz olmuş belini, oynatamaz dizini.

 

Nasrettin Hoca düşe kalka güçlükle eve varmış.

Gücünü toplayarak kapının tokmağını çalmış.

 

Hanımı içerden seslenmiş: “kimdir kapıyı çalan?”

Hoca cılız bir sesle: “Aç hanım; Nasrettin’ dir gelen.”

 

Hanımı zaten hocanın yolunu beklemiş, durmuş,

Gözüne uyku girmemiş, meraktan sabahı bulmuş.

 

Hanımı açınca kapıyı hoca serilir yere,

“Efendi bu ne haldir? Her tarafın kan, yara bere.”

 

“Sorma hanımım; şöyle bir ahrete yolculuk yaptım,

Sorgu-sual nasıl olurmuş? Orada gördüm, tattım.”

 

Eşi safça: “Efendi ahrette ne var, ne yok?” Sorar.

Nasrettin Hoca hazırcevap; anında nokta koyar.

 

“Hanım; fincancı katırlarını ürkütmesen eğer,

Kayda alınacak, korkulacak bir şeyler yoktur.” Der.

 

“Bir de ürkütmeye gör ki fincancı katırlarını,

O zaman yersin zebanilerin tekme, tokatlarını…” 

 

                                   Avni Bozkaya

                                   29.03.2008

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: