TEŞEKKÜR BORCU


(Allaha, Peygambere,
Anne-Babaya, Alimler ve

 Kahraman Ordumuza olan teşekkür
borcumuz)

 

                       
Teşekkür; yapılan ikram ve iyilikleri altın kase içinde sunulan, en güzel
hediye kabul edip; minnet ve şükran duygusu ile ona eş değerde mukabele
etmektir. Başta bize sonsuz nimetler ihsan eden, bu güzel hayatı hediye eden
Allah’a ne kadar teşekkür borçlu olduğumuzu asla unutmamalıyız.

Yüce Rab’bımız: “Bütün ağaçlar kalem, bütün
denizler de mürekkep olsa bizim size verdiğimiz nimetleri yazmakla
bitiremezsiniz.” Ayeti ile bize sonsuz hediye bahşettiğini buyurmaktadır. Bir
nefes alış-verişimizde dahi; Allah bize iki kez hayat bağışladığını hiç düşündük
mü?  Şu an belki rahat nefes alıp-verdiğimiz için bu nimetin
farkında değiliz. Fakat bunu; bir de nefes darlığı çekenlere sormak ve onların
ne acılar çektiğini görüp, hissetmek lazım.

Bazı nimetlerin kıymeti elden çıkınca
anlaşılıyor. O zaman da son pişmanlık fayda etmiyor…  Öğle ise;
sağlığımız yerinde iken, gençliğimiz elde iken ve en önemlisi aklımız başta
iken; Yüce Mevla’mıza karşı teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim. İkram edilen bir
zehirli sigaraya minnet duygusu içinde teşekkür ediliyor, bir fincan acı
kahvenin kırk yıl hatırı sayılıyor da; Allahın bize sunduğu hediyelere karşı
binlerce bin kırk hatır saymıyorsak yazıklar olsun bizlere… Hem: Allah’ ın bizim
teşekkürümüze ihtiyacı yoktur. Bizim O’na ihtiyacımız olduğu için her fırsatta
teşekkür etmeliyiz. Onun rızası istikametinde hayatımıza yön
vermeliyiz.
 

            Allah’a teşekkürden
sonra derece olarak; sevgili peygamberimiz Hz. Muhammet Mustafa (s.a.v)
Efendimiz gelmektedir. Rabbimiz:  "Sen olmasaydın ey Habîbim; kainatı yaratmazdım." Kudsî hadisi ile bütün alemi; Peygamber
Efendimiz hürmetine yarattığını beyan buyurmaktadır.

O’nun sayesinde insanlık huzura kavuştu. O’
nun sayesinde kız çocuklar diri diri gömülmekten kurtuldu, yetimlerin yüzü
güldü. Kölelik ortadan kalktı, mazlumların hakkı korundu. Dünyaya hak ve adalet
yayıldı. Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy:

 “Dünya neye sahipse Onun
vergisidir hep,

 Medyun ona cemiyeti medyun ona
ferdi.

 Medyundur o masuma bütün bir
beşeriyet.

Ya Rab! Mahşerde bizi bu ikrar ile
haşret.      Mısraları ile bütün beşeriyetin
peygamberimize teşekkür borcu olduğunu ifade etmektedir.

            Peygamber Efendimiz;
bütün çektiği çile ve sıkıntılara ümmetinin kurtuluşu için katlanmıştır.
Yaşadığı süre içinde hep ümmetini düşünmüş, hesap gününde de ümmeti için başını
secdeye koyarak; “ümmeti, ümmeti” diye feryat edecektir. Ümmetinin affedildiği
müjdesini aldıktan sonra başını secdeden kaldıracaktır. Miraç ta dahi ümmetinin
affedilmesini, Allah’ın selamının ümmetinin üzerine olmasını dilemiştir.

 Mekke’ de uygulanan ambargodan
kurtulmak ümidi ile azatlı kölesi Hz. Zeyd ile gittiği Taif’ te akrabalarından
himaye etmeleri amacı ile yardım istemiştir. Fakat akrabaları kendisini himaye
etmek öte dursun; efendimizi alaya almışlar… Biri: “Eğer sen peygambersen ben
Kabe’ nin örtüsünü çalayım.”  Bir diğeri ise: “Allah; peygamber
bulamadı da senin gibi bir yetimi mi buldu?” Diye alay etmişler. Bu da yetmemiş
gibi Taif’ in bütün genç ve çocuklarına efendimizi taşlatmışlar. Öyle ki;
Peygamberimizin ve Hz. Zeyd’ in bir çok yeri yaralanmış, vücutları kana
bulanmıştır. Bu durum üzerine Cebrail A.S. efendimize gelerek: “Ya Muhammet!
Yüce Rab’ bımızın sana selamı var. Eğer istiyorsan Taif’ in altını üstüne
çevirelim. Orada yaşayan bütün insanları helak edelim.”  Emri
üzerine Efendimiz: “Ey kardeşim Cebrail! Onların gelecek nesillerinden bir
kişinin dahi hidayete ereceğini bilsem yine helak olmalarını istemem.” Şeklinde
karşılık vermiştir. Bunun üzerine Cebrail A.Selam: “Ya Muhammet! Rab’bimizin
seni övdüğü kadar varmışsın. Sen şefkatli ve merhametli bir peygambersin.”
Diyerek efendimizi övmüştür.

Evet: kendisine inanan ve bütün insanlığı
düşünen bir peygambere teşekkür etmek çok mu
fazladır?

Hz. Aişe Annemiz bir gece kalktığında efendimizin yatakta olmadığını fark
ediyor. Karanlıkta eli ile etrafı araştırırken birden eli efendimizin mübarek
ayağına değiyor. Ayağı fırından çıkmış gibi sımsıcak… Efendimiz o anda secdeye
kapanmış Allah’a yalvarıyor. Ümmetinin endişesini taşıyor. Gözlerinden akan
yaşlar seccadesini ıslatmış. Bunun üzerine Hz. Aişe annemiz dayanamayarak: “Ey
Allahın Resulü! Neden kendini bu kadar yıpratıyorsun? Sen ki bir peygambersin,
senin geçmiş ve gelecek günahların af olmuş.” Bunun üzerine Efendimiz: “ Ya
Ayşe! Allah! a hamt eden bir kul olmayayım mı?” Şeklinde karşılık vermiştir.

Bir peygamber olmasına rağmen Allah’ a
teşekkür borcunu elden bırakmamıştır, biz hangi amelimize, hangi halimize
güvenerek teşekkürü terk ediyoruz. Bizi canı gibi seven daima bizleri düşünen
Yüce Peygamberimizi üzmeye ne hakkımız var? Bu vebali hiç düşündük mü? 

 

            Allaha
ve peygambere olan teşekkür borcumuzdan sonra; derece olarak anne-babamız
gelmektedir. Çünkü Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de: "Rabbin "Kendinden başkasına
kulluk etmeyin. Ana ve babaya iyi muamele edin" diye hükmetti. Eğer onlardan
biri veya her ikisi, senin nezdinde ihtiyarlığa ererlerse, onlara "öf (bile)
deme. Onları azarlama. Onlara güzel (ve tatlı) söz söyle. Onlara acıyarak
tevazûu kanadını (yerlere kadar) indir ve: "Yâ Rabbi!.. Onlar beni çocukken
nasıl terbiye ettilerse, sen de kendilerini (öylece) esirge" de!.. Rabbiniz
sizin içinizdekini en iyi bilendir. Eğer siz iyi kimseler olursanız şüphesiz ki
Allah daima kendine dönenleri (ve çok tevbe edenleri) cidden yargılayıcıdır.”
hükmü beyan buyrulmuştur.

Bu ayette Allah’ a itaatten hemen sonra
Anne-babaya itaat etmenin farz olduğunu Mevla’ mız emir buyurmaktadır.
Anne-babaya teşekkür etmenin; biz evlatların üzerinde vazgeçilmez bir hak
olduğunu asla unutmamalıyız..
 

         Bir adam Rasülü Ekrem (s.a.v ) huzuruna
gelerek: “Ey Allahın Rasülü, iyi muameleme insanlardan en fazla hak sahibi olan
kimdir?” Diye sormuş. Peygamber Efendimiz: “Anan, sonra yine anan, daha sonra
yine anan, sonra baban, daha sonra derece derece diğer yakınlarındır.”
Buyurmuştur. Burada görülüyor ki derece bakımından annenin evlat üzerinde daha
fazla hakkı vardır. Yani anneye teşekkürde öncelik tanınması gerekmektedir.
Çünkü anne evladını dünyaya getirirken hayatını ortaya koyuyor. Ölümle hayat
arasında tercih yapıyor… Bu tarif edilmez bir fedakârlıktır. Gece tatlı
uykularını evladı için bölüyor. Bütün bu özverili davranışlara karşı anne-
babamızın haklarını nasıl ödeyebiliriz? Onlara hangi ölçüde teşekkür borcumuzu
yerine getirebiliriz? Bu soruların karşılığı cevapsız kalacaktır. Çünkü
anne-baba hakkı ödenmez.

        
Bir adam yaşlı annesini sırtına alıp
ona Kâbe’yi tavaf ettiriyormuş. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve
Sellem’e sırtında taşıdığı annesini ve çektiği çileyi ima ederek sormuş: “Ya
Resulallah! Acaba anamın hakkını ödeyebildim mi?" Peygamber Efendimiz Sallallahu
Aleyhi ve Selem: “Hayır! Seni karnında taşırken çektiği bir sancının, seni
doğururken duyduğu tek bir acının karşılığını bile ödemiş değilsin." diye cevap
vermiş.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) yine bir hadisi
şeriflerinde: “Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün!” Diyor. Bunun
üzerine Sahabeler: “Ey Allah’ın Rasül’ü kimin burnu sürtülsün?” Denildi.
Peygamber Efendimiz: “ Kocamışlık zamanında baba ve annesine; veya birine veya
her ikisine yetişirde sonrada cennete giremezse; o evladın burnu sürtülsün.”
Buyurdu. Başka bir hadisi şeriflerinde: “Rabbin rızası babanın rızasını
kazanmakta, Rabbin gadabı ise babanın gadabında gizlenmiş bulunmaktadır.”
Buyurmuşlardır.

            Çevremizde birçok insana hoş
görünmek için iltifat üstüne iltifatlar yağdırırız…   Onlara
çeşitli hediyeler takdim ederiz. “Ne kadar nazik ve kibar adam?” Desinler diye
adeta iki büklüm oluruz… Fakat; konu anne-baba olunca adeta dilsiz kesilir;
onlara bir çift tatlı sözü çok görürüz. Her gün annelerimizin hazırladığı nefis
yemekleri yer,  sofradan kalkarız da teşekkür etme nezaketinde
bulunmayız.  “Anneciğim ellerine sağlık, babacığım kesene bereket”
diyerek; onların kalplerini kazanmak çok mu zor? Temiz, ütülü elbiseleri
üzerimize giyerken annemizin gül yanağına bir öpücük kondurarak:”Anneciğim Allah
canına sağlık versin, sen harikasın!” Dediğimizde onları göklere uçurmuş gibi
oluruz. Babamızın aldığı bir bisiklet veya bir cep telefonu için boynuna sarılıp
teşekkür ettiğimizde bütün dünyaların; onun olmuş gibi sevindiğini
görürüz.

 Anne babayı mutlu etmek için
pahalı hediyelere hiç gerek yok. Onlar için güler yüz, tatlı dil en büyük
hediyedir. Sevgi ve hoşgörünün hayatın mutluluk iksiri olduğunu asla
unutmamalıyız. Bir tebessüm bin çiçeğe bedeldir…

Yaklaşan anneler günü münasebeti ile annelerimizi
bir kez değil; bin kez anmak, onları her zaman hatırlamak bizim en büyük
görevimizdir. Anne ve babamız; bizim dünyaya gelme vesilemizdir. Yüce Rabbimiz
onların himayesinde; bizlere bu hayatı ikram etti.  Allah’ın
lütfü-inayeti,  anne-babalarımızın şefkat ve merhameti ile hayatın
güzelliğini tadıyoruz… Onların üzerimizdeki büyük ve ulvi haklarına mukabil
bir nebze de olsa onlara teşekkürü bir borç biliyoruz.

 

Anne-babaya teşekkürden
sonra sıralama olarak alimler  ve öğretmenler gelmektedir. Bir
millet; huzur ve refah içinde yaşamasını alimlere, öğretmenlere borçludur.
Alimler toplumun ışık kaynağıdır. Toplum; âlimlerin, öğretmenlerin aydınlattığı
kutlu yolda hayatlarını idame ettirmektedirler. Öğretmenin çocuk üzerinde
anne-babadan daha çok hakkı vardır. Zira anne-baba çocuklarının dış görünümünü
süsler, onları yedirir ve giydirirler. Öğretmen ise çocuğun iç âlemini, fikrini,
imanını ve istikbalini süslemektedir. Anne-babaya itaatin farz olduğunu
düşündüğümüzde; öğretmene itaat etmenin ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır.
Hepimiz bir öğretmenin eseri olduğumuza göre öğretmenlere şükran borçlu
olduğumuzu asla unutmayalım…

  Teşekküre en layık olan ve onlara şükran
borcumuzun ebedi kahramanları ecdadımız, komutanlarımız ve canını bu vatana feda
eden aziz şehitlerimizdir. Onların hakkını asla ödeyemeyiz. Ta ki; bizde aynı
uğurda bu vatana can-baş koymadıkça… Bu gün vatan topraklarında hür ve bağımsız
yaşamamızı, bayrağımızın gölgesinde dim dik ayakta durmamızı; kahraman ordumuza
ve güvenlik kuvvetlerimize borçluyuz.

Hürriyetin, bağımsızlığın
kıymetini anlamak istiyorsak komşularımıza bir göz atmamız yeterlidir. Vatanları
işgal edilmiş; her gün başlarından sağnak gibi bomba ve kurşunlar yağmaktadır.
Sokaklar adeta kan gölüne dönmüş; günde onlarca, yüzlerce insan
 ölmekte,  yaralı insanların feryat ve iniltileri ile
ciğerler dağlanmakta… Annelerin gözyaşı sel olmuş; günleri evlatlarına, eşlerine
ağıt yakmakla geçmektedir… Namusları, ahlak ve iffetleri pay-imal olmuş;
babaların gözleri önünde kız çocuklarına tecavüz edilmektedir. Bu acıya hangi
vicdan, hangi yürek dayanır? Bütün bu yaşanan olayları gördükçe Kahraman
Ordumuza ne kadar şükran borçlu olduğumuzu unutmayalım. Güçlü bir orduya sahip
olduğumuz için de Rabb’imize ne kadar şükretsek azdır.

Biz gece evlerimizde rahat
uyku uyurken; sınır boylarında, kışlalarda nöbet tutan askerimizi, şehrin sokak
ve caddelerinde sabahlara kadar dolaşan polislerimizi  düşünebiliyor muyuz? Bu
vatan için evladını öksüz, eşini dul bırakan askerlerimizin, polisimizin
 üzerimizdeki hakkını hiç düşündük mü? Biz ne kadar fedakârlık yapsak bile
onların bir saatlik nöbetinin hakkını dahi ödeyemeyiz. Öyle ise ordumuza,
askerimize, polisimize maddi ve manevi desteklerimizi esirgemeyelim. Özellikle
biz öğretmenler olarak yetiştirdiğimiz çocuklara vatan sevgisini aşılamalıyız.
Bağımsızlığın ve hürriyetin önemini anlatmalıyız. Bağımsızlığımızın teminatı
olan kahraman ordumuzu, polisimizi  sevdirmeli; “okullar kışlamız, kışlalar
okullarımızdır.” bilinci ile yavrularımızı yarınlara hazırlamalıyız.

Ne mutlu sevgi pınarından
kananlara! Muhabbet denizinde yunanlara!

       Selam olsun! Nokta kadar iyiliğe; virgül
edasıyla teşekkür kılanlara
 
 Avni BOZKAYA
13.02.2010

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: