Peygamberimizin Mucizelerinden

AYIN İKİYE AYRILMASI

Peygamberimizin mucizelerinin en büyüklerinden birisi de, Ay’ı ikiye ayırmasıdır. Bu mucize, başka hiçbir Peygambere nasip olmamıştır. Muhammed aleyhisselam elli iki yaşında iken, Mekke’de Kureyş kâfirlerinin elebaşıları yanına gelip, (Peygamber isen Ay’ı ikiye ayır) dediler. Muhammed aleyhisselam, herkesin ve hele tanıdıklarının, akrabasının iman etmelerini çok istiyordu. Mübarek ellerini kaldırıp dua etti. Allahü teâlâ, kabul edip, Ay’ı ikiye böldü. Yarısı bir dağın, diğer yarısı başka dağın üzerinde göründü. Kâfirler, Muhammed bize sihir yaptı dediler. İman etmediler.
Bu mucize ile ilgili âyet-i kerimenin meali şöyle:
(Kıyamet yaklaştı, Ay yarıldı. Onlar [müşrikler] bir mucize görünce hemen yüz çevirirler ve “Eskiden beri devam ede gelen bir sihir [büyü] derler.) [Kamer 1,2]

MUCİZE YEMEK
Peygamberimiz Medine’ ye hicret ettiğinde devesi Ebu Eyyüb El Ensari’ nin evinin önünde durmuştu. Böylece peygamberimizin kalacağı ev belli olmuştu. Birn gün Ebû Eyyûb iki kişiye yetecek kadar bir yemek getirmişti. Peygamberimiz yemeği kabul etti. Sonra, “Git Medineli Müslümanlardan otuz kişiyi bana çağır” dedi.
Hz. Ebû Eyyûb şaşırdı. Getirdiği yemek ancak iki kişiye yeterdi. Otuz kişinin bu yemekten doyması imkânsızdı. Ama karşısındaki Allah’ın elçisi idi. Derhal onun emrini yerine getirdi. Otuz kişi gelip o yemekten yedi. Ebû Eyyûb bütün bütün şaşırmıştı.
Peygamberimiz ona tekrar emretti. “ Git atmış kişi daha çağır!”
Hz. Ebû Eyyûb’ un  başka çaresi yoktu. Gitti. Atmış kişi daha çağırdı. Onlarda sofraya oturdular. İki kişilik yemekten yediler. Doyarak sofradan kalktılar. Hz. Ebû Eyyûb hayretler içerisindeydi.
Peygamberimiz yeniden seslendi: “Git” dedi. “Bana yetmiş kişi daha çağır!”
Ebû Eyyûb emri derhal yerine getirdi. Yetmiş kişi daha gelip ondan doyuncaya kadar yedi. Hz. Ebû Eyyûb bu hâdise karşısında donup kalmıştı. Sonradan gördüklerini şöyle anlattı: “Kaplarda yemek olduğu gibi duruyordu. Herkesin o mucize karşısında gözleri kamaştı. Hepsi Peygamberimize bağlılıklarını bildirdiler..”
Bu hâdise Peygamberimizin mucizeli bir yemek ziyâfeti idi. Bu, bütün canlıların rızkını veren Allah’ın Peygamberimize bir ikramı idi.

SUYUN BEREKETİ

Muhammed aleyhisselam, bazı gazalarında, susuz kalındığı zaman, mübarek elini bir kaptaki suya sokmuş, parmakları arasından su akarak, suyun bulunduğu kap devamlı taşmıştır. Bazen seksen, bazen üçyüz, bazen binbeşyüz, Tebük Gazasında ise, yetmiş bin kimsenin hepsi ve hayvanları, bu sudan içmişler ve kullanmışlardır. Mübarek elini sudan çıkarınca akması durmuştur.

AĞLAYAN KÜTÜK
Önceleri Medine’de namaz kılınabilecek bir mescid yoktu. Müslümanların toplanıp konuşabilecekleri bir yere de ihtiyaçları vardı. Bir mescid yapılması gerekiyordu. Peygamberimiz bu mescidin süratle yapılmasını   istedi. Müslümanlar canla başla çalışarak Medine’nin ilk mescidini inşa ettiler. Adına da Mescid-i Nebevî denildi.
Mescid-i Nebevînin başlangıçta minberi yoktu. Peygamberimiz hutbe verdiğinde kuru bir kütüğe dayanırdı. Daha sonra üç basamaklı bir minber yapıldı. Peygamberimiz yeni minbere ilk defa çıkmıştı. Tam bu esnada deve ağlamasına benzer bir ses duyuldu. Herkes kulak kesildi. Ama ortalıkta deve filan yoktu. İyice dikkat ettiklerinde ağlayanın kuru kütük olduğunu gördüler. Kütüğün deve gibi ağlamasını Peygamberimizde duymuştu. Kütük bir türlü susmuyordu.
Sevgili Peygamberimiz minberden indi. Kütüğün yanına geldi. Elini üstüne koyunca, kütük ağlamasını kesti. Bu olaya şahit olan Müslümanlar da ağlamaya başladılar.
Peygamberimiz cemaate dönerek şöyle buyurdu: “Onu kucaklayıp teselli ettim. Yoksa ayrılığımdan dolayı ağlaması devam edip gidecekti.”
Peygamserimizin emriyle minberin altına bir çukur kazıldı. Bu kütük oraya gömüldü. Kuru kütüğün ağlaması da peygamberimizin açık bir mucizesiydi.

MEZARDAN GELEN SES

Bir gün, bir köylüyü imana davet etti. Müslüman bir komşumun vefat etmiş kızını diriltirsen, iman ederim dedi. Mezarına gittiler. İsmini söyleyerek kızı çağırdı. Kabir içinden ses işitildi ve dışarı çıktı. (Dünyaya gelmek ister misin?) buyurdu. (Ya Resulallah! Dünyaya gelmek istemem. Burada babamın evindekinden daha rahatım. Müslümanın ahireti, dünyasından daha iyi) dedi. Köylü bunu görünce, hemen imana geldi.

GÖRMEYEN GÖZLERİNİN AÇILMASI

Tirmizi ve Nesai’nin (Sünen) kitaplarında diyor ki, iki gözü a’ma bir kimse gelip, ya Resulallah, Allahü teâlâya dua et, gözlerim açılsın dedi. (Kusursuz bir abdest al! Sonra Ya Rabbi! Sana yalvarıyorum. Sevgili Peygamberin Muhammed aleyhisselamı araya koyarak, senden istiyorum. Ey çok sevdiğim Peygamberim Muhammed aleyhisselam! Seni vesile ederek, Rabbime yalvarıyorum. Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum. Ya Rabbi! Bu yüce Peygamberi bana şefaatçi eyle! Onun hürmetine duamı kabul et!) duasını okumasını buyurdu. Adam, abdest alıp dua etti. Hemen gözleri açıldı. Bu duayı Müslümanlar, her zaman okumuşlar ve maksatlarına kavuşmuşlardır.

YAĞMUR YAĞMASI

Medine’de, minberde hutbe okurken, bir kimse, ya Resulallah! Susuzluktan çocuklarımız, hayvanlarımız, tarlalarımız helak oluyor. İmdadımıza yetiş dedi. Ellerini kaldırıp, dua eyledi. Gökte hiç bulut yokken, mübarek ellerini yüzüne sürmeden, bulutlar toplandı. Hemen yağmur başladı. Birkaç gün devam etti. Yine minberde okurken, o kimse, ya Resulallah! Yağmurdan helak olacağız deyince, Resul aleyhisselam, tebessüm etti ve (Ya Rabbi! Rahmetini başka kullarına da ihsan eyle!) buyurdu. Bulutlar açılıp, güneş göründü.

BİTMEYEN BAL

Bir kadın, hediye olarak bal gönderdi. Balı kabul edip, boş kabı geri gönderdi. Kap bal ile dolu olarak geri geldi. Kadın gelerek, (ya Resulallah! Hediyemi niçin kabul etmediniz?Acaba günahım nedir?) dedi. (Senin hediyeni kabul ettik. Gördüğün bal, Allahü teâlânın hediyene verdiği berekettir) buyurdu. Kadın çocukları ile aylarca yediler. Hiç eksilmedi. Bir gün yanılarak balı başka bir kaba koydular. Oradan yiyerek bitirdiler. Bunu, Resulullaha haber verdiler. (Gönderdiğim kapta kalsaydı, dünya durdukça yerlerdi, hiç eksilmezdi) buyurdu.

ABBASİ DEVLETİNİN SOYU

Abdullah ibni Abbas’ın annesine bakıp, (Senin bir oğlun olacak. Doğduğu zaman bana getir!) buyurdu. Çocuğu getirdiklerinde, kulağına ezan ve ikamet okuyup, mübarek ağzının suyundan ağzına sürdü. İsmini Abdullah koyup annesinin kucağına verdi. (Halifelerin babasını al, götür!) buyurdu. Hazret-i Abbas, bunu işitip, gelip sorunca, (Evet, böyle söyledim. Bu çocuk halifelerin babasıdır. Onlar arasında seffah, Mehdi ve İsa aleyhisselamla namaz kılan bir kimse bulunacaktır) buyurdu. Abbasiyye devletinin başına çok halifeler geldi. Bunların hepsi, Abdullah bin Abbas’ın soyundan oldu.

 Acem padişahı Hüsrev Pervize iman etmesi için mektup gönderdi. Alçak Hüsrev, mektubu parçaladı ve getiren elçiyi şehid eyledi. Peygamber efendimiz bunu işitince, çok üzüldü ve (Ya Rabbi! Onun mülkünü parçala!) buyurdu. Resulullah hayatta iken Hüsrevi oğlu Şireveyh hançerle parçaladı. Hazret-i Ömer halife iken, acem memleketinin tamamını Müslümanlar feth edip, Hüsrev’in nesli de, mülkü de kalmadı.

EBU CEHİL’ İN KORKUSU

Allahü teâlâ, Habibini belalardan korurdu. Ebu Cehil, Resulullahın en büyük düşmanı idi. Kâbe-i muazzama yanında namaz kılarken, alçak Ebu Cehil, tam zamanıdır diyerek, bıçakla üzerine yürümek isterken, hemen geri dönüp kaçtı. Arkadaşları, niçin korktun dediklerinde, Muhammed ile aramızda ateş dolu bir hendek gördüm. Birçok kimse beni bekliyorlardı. Bir adım atsaydım, yakalayıp ateşe atacaklardı. Bunu Müslümanlar işitip, Resulullah efendimize sorduklarında, (Allahü teâlânın melekleri, onu yakalayıp parçalayacaklardı) buyurdu.

AYAKKABIYI GİYMEDEN ÖNCE SİLKELEMEK

Resulullah efendimiz bir gün abdest alıp, mestlerinden birini giyip, ikincisine mübarek elini uzatırken, bir kuş geldi. Bu mesti kapıp havada silkti. İçinden bir yılan düştü. Sonra kuş mesti yere bıraktı. Bugünden sonra, ayakkabı giyerken, önce silkelemek sünnet oldu.

ELÇİLERİN BİLMEDİĞİ LİSANI KONUŞMALARI

Hicretin yedinci senesinde Resulullah efendimiz, Habeş padişahı Necaşi’ye ve Rum imparatoru Herakliyus’a ve Acem padişahı Husrev’e ve Bizansın Mısır’daki valisi Mukavkas’e ve Şam’daki valisi Haris’e ve Umman Sultanı Semame’ye mektuplar göndererek, hepsini imana davet etti. Mektupları götüren elçiler, gittikleri yerin dillerini bilmiyorlardı. Ertesi sabah, o dilleri söylemeye başladılar.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: